Kategori arşivi: Bilim ve Doğa

Sivrisinekler sokmak için sizi mi tercih ediyor?

sivrisinek foto kaynağı: (K6)

Yaz aylarında bazılarımız sivrisinek yaralarından daha çok rahatsız olurken bazılarımız ise keyfine bakmaya devam ediyor. Bazımız sivrisineklerin kendimizi tercih ettikleri iddiasını taşıyoruz. Bunun cinsiyetle veya kan grubuyla ilişkili olduğunu düşünenlerimiz var.

Konuyu kısaca araştırınca bilimin güncel bulgularına göre gerçekten de sivrisinekler, bazı insanları sokmak için daha çekici buluyorlar. Bunda etkili olan etkenler:

Aarhus Üniversitesi’nden Karl-Martin Vagn Jensen’e göre sivrisinekler karbondioksit (CO2) ve sıcaklığa gelerek kurbanlarını bulurlar. Aynı zamanda bazı kokular da onları çeker. (K1, 2012) Aynı araştırmacıya göre sivrisinekler kan hastalıklarını anlamazlar, B vitamininden veya sarımsak kokusundan çekinmezler ama bazı kimyasal kokular onları uzaklaştırır. Bazı ayak kokularının çekici geldiğine dair iddialar da var. (K4, 2013)

Florida Üniversitesi’nden Dr. Jonathan Day’e göre bazı insanların cildinde laktik asit gibi bazı kimyasallar daha çok bulunur ve bu kokular da sivrisinekleri çeker. (K2, 2014) Metabolizması daha yüksek olan insanlar, hamileler, kilolu insanlar daha çok CO2 üretir ve sivrisineklerin hedefi olabilirler. Alkol almak, spor yapmak da metabolizmayı arttırmaktadır. Aynı araştırmacıya göre sivrisinekler koyu tonlu kıyafetleri (kırmızı dahil) açık tonlu kıyafetlere göre daha çok algılayıp tercih ederler. Bir başka etken de çevrenize göre daha çok hareketli oluşunuz.

Kan grubunun da (sivrisinekler açısından tercihen O) bir etken olduğuna dair yazılmış makaleler bulunuyor (K3, 2013) ve böyle bir inanış da var. Ancak bu iddianın biraz daha sınanması gerekli gibi duruyor.

Madem bu kadar okudunuz, sivrisinekler hakkında ilginç birkaç bilgi ile yazıyı sonlandıralım. Sivrisinekler yaklaşık 210 milyon yıldır varlar. Sokmak için ilk tercihleri insanlardan ziyade büyükbaş hayvanlar. Dişilerin ömrü 2 aydan az, erkekler daha bile az yaşıyorlar. Kuşlar, yarasalar, kurbağalar ve balıklar afiyetle sivrisinek yiyorlar. Veee bizi sokmaları açısından erkek sivrisinekler tamamen suçsuz, yalnızca dişi sivrisinekler kan emiyor. (K5, 2017)

(K1) http://sciencenordic.com/bite-me-why-mosquitoes-love-some-and-leave-others

(K2) http://time.com/3311624/why-mosquitoes-bite/

(K3) http://www.nbcmiami.com/news/local/Mosquitoes-Prefer-People-With-Type-O-Blood-Study-Finds-215742751.html

(K4) http://www.cnnturk.com/2013/saglik/07/16/sivrisineklerin.en.cok.sevdigi.kan.grubu/715722.0/index.html

(K5) http://www.cleveland.com/metro/index.ssf/2017/05/mosquitoes_20_things_you_likely_didnt_know_about_the_pesky_insect.html

(K6) http://www.biovecblog.org/blog/top-10-bullshit-about-mosquitoes

 

Balıkla yoğurt birlikte yenirse zehirler mi?

Çoğumuz balık yiyeceğimiz zaman bir an ürpeririz acaba bayat mı diye. Hele yanında yoğurt seçeneği varsa tercih etmeyebiliriz. Peki gerçekten balık ve yoğurt – ayrı ayrı bu kadar yararlı olan iki gıda – birarada zehirli mi?

Değil. Eğer balık bayat ise tek başına histamin zehirlenmesine yol açabilir. Süt bazlı gıdalarda da histamin maddesi varmış, dolayısıyla bayat balık ve süt/yoğurt bazlı gıdalar birarada daha yoğun histamin zehirlenmesine yol açabilir. (Balık bazlı histamin zehirlenmesine “Scombrotxicosis” veya “cheese syndrome” deniyormuş.) Ancak balık taze ise bir sorun yok. Siz siz olun yine de midenizi çok fazla zorlamayın.

http://www.zehirlenme.org/balik-sut-zehirlenmesi.html

BALIK İLE YOĞURT

Devridaim makinalar mümkün mü?

Hans-Peter Gramatke'nin mıknatıslı arabası. Öndeki at nalı şekilli mıknatıs arabadaki demiri çekecek ve enerji harcamadan yol alınacak(!) Fren sistemi de düşünülmüş. Hans-Peter Gramatke's magnet-mobile. The magnet pulls the iron anvil. Note the brake lever that rotates the horseshoe magnet to stop the vehicle.
Hans-Peter Gramatke’nin mıknatıslı arabası. Öndeki at nalı şekilli mıknatıs, arabadaki demiri çekecek ve enerji harcamadan yol alınacak(!) Fren sistemi de düşünülmüş. Gramatke bu çizimi konuyla dalga geçmek amaçlı hazırlamış. http://www.hp-gramatke.net/perpetuum/english/page0220.htm
Hans-Peter Gramatke’s magnet-mobile. The magnet pulls the iron anvil.
Note the brake lever that rotates the horseshoe magnet to stop the vehicle.

İnsanlık ezelden beri sonsuz enerji üreten ya da enerji kaybetmeden iş yapmaya devam eden cihazlar üretmeyi arzu etti. Bilimin bugün geldiği nokta açısından böyle bir şey mümkün görünmüyor. Yine de sosyal medyada bu konuda son derece popüler aldatıcı içeriklere rastlıyoruz. Bu popüler videodaki cihazlar ilk hareketin dışında ekstra enerji ile çalışıyorlar, hiçbiri yukarıda anlatılan hedefi gerçekleştirebilen cihazlar değil:

Ekstra enerji olmadan sadece ilk hareketle çalıştıklarında çok kısa süre içinde duracak ya da hiç çalışmayacak olan bu cihazların çalışma prensipleri ile ilgili yorumlar:

http://physics.stackexchange.com/questions/79334/are-the-perpetual-machines-in-this-video-really-perpetual

Bir başka video, sonsuz akmaya devam eden tüpdeki sıvı ile güzel dalga geçmiş ve 1 milyon izleyiciye ulaşmış. Sonsuz döngü sorununu su yerine bira kullanarak çözüyor(!) Bu videonun sonlarında sıvıyı pompalayan elektrik motorunun kordonunu görmek mümkün 🙂

Eski çağlardaki mucitler, matematikçiler bu işlere çoook kafa yormuş, ama nafile:

http://www.lhup.edu/~dsimanek/magazine/perpet.htm

https://www.lhup.edu/~dsimanek/museum/serious/serious.htm

Çok güzel bir site, Çalışmayan Makinalar Müzesi:

https://www.lhup.edu/~dsimanek/museum/unwork.htm

Bir başka güzel kaynak:

http://www.hp-gramatke.net/perpetuum/

Aspirin yasaklı mı?

suda tekrar kristalleşmiş aspirin kristalleri https://de.wikipedia.org/wiki/Acetylsalicyls%C3%A4ure
suda tekrar kristalleşmiş aspirin kristalleri
https://de.wikipedia.org/wiki/Acetylsalicyls%C3%A4ure

Yasak mı – Hem evet, hem hayır…

Çoğumuzun hayatında özel bir yeri vardır aspirinin. Bazımız peynir ekmek gibi tüketmişizdir tüketmeye devam ediyoruzdur. Geçtiğimiz yıllarda Hintli birinden aspirinin yasak olduğu iddiasını duyduğumda küçük dilimi yutuyordum. Geçenlerde benzer bir iddiayı tekrar duyunca konuyu kendimce araştırayım dedim.

Aspirinin tarihsel kökeni Türkçe ve İngilizce wikipedia’ya göre antik Mısırlıların söğüt ağacı (willow) veya mersin ağacı kabuk ve yapraklarının özünden ürettikleri ateş düşürücü ve ağrı kesici olarak kullandıkları ilaçlara kadar gidiyor. İ.Ö 400 civarında Hippocrates bu kullanımı anlatmış.

Avrupanın geçirdiği Aydınlanma/Reform döneminin sonlarında 1899’da Bayer firması kendi ticari markası olarak Aspirin’i üretiyor ve o kadar popüler oluyor ki farklı firmaların da ürettiği aspirin benzeri tüm ilaçlara biz kısaca aspirin diyoruz. Aspirinin en popüler dönemi, ağrı, ateş ve soğuk algınlığına karşı kullanılan parasetamol bazlı ilaçların (gripin gibi) veya çeşitli türde ilaçların (misal ibuprofen bazlı) ortaya çıkması ile 1950/1960’larda sonlanmaya başlıyor.

Edward Stone found that the bark of the White Willow (Salix alba) could substitute for Peruvian bark in the treatment of ague. https://en.wikipedia.org/wiki/History_of_aspirin
Edward Stone found that the bark of the White Willow (Salix alba) could substitute for Peruvian bark in the treatment of ague.
https://en.wikipedia.org/wiki/History_of_aspirin

1980’lerde aspirin kullanımı ile çocuklarda gözlenen ve ölümcül olabilen Reye Sendromu arasında bir ilişki gözleniyor. 1986’da ABD’de aspirin kutularına çocukların kullanmamasına yönelik uyarı etiketi konulması şart koşuluyor.

1980’lerin sonlarında ise aspirinin kan sulandırıcı (anti-pıhtılaştırıcı) özelliği sayesinde kalp krizi ve inme gibi durumları önleyici durumu dikkat çekiyor ve bu açıdan tekrar popülerleşiyor.

Almanya’da eczanelerden ve ABD’de marketlerden aspirin almak reçetesiz olarak mümkün:

https://www.quora.com/Why-cant-people-buy-aspirin-in-German-supermarkets

Aşağıdaki habere göre İngiltere’de ise 2002 yılında 12 yaş altı çocuklar için yasaklı olan aspirin 16 yaş altı çocuklar için yasak hale getiriliyor çünkü az da olsa Reye sendromu riski var. Demek ki Hintli tanıdığımın bahsettiği yasak buymuş:

http://www.dailymail.co.uk/health/article-144119/Drug-safety-chief-extends-aspirin-ban-16s.html

Gelelim Türkiye’ye. Alttaki sitedeki çevrim-içi prospektüste çocuklar için hem kullanabilirsin diyor hem de kafa karıştırıcı şekilde hekime yönlendiriyor:

“ÇOCUKLARDA VE GENÇLERDE GRİP VE SU ÇİÇEĞİNE EŞLİK EDEN YÜKSEK ATEŞTE REYE SENDROMU KONUSUNDA HEKİME DANIŞILMADAN KULLANILMAMALIDIR.

Hekim tarafından tavsiye edilmedikçe, hamileler ve süt veren anneler tarafından kullanılmamalıdır.”

“7 yaşından küçük çocuklarda bunlar için uygun olan “Aspirin 100, çocuklar için” preparatını kullanınız.”

“1 yaşından küçük çocuklarda kullanılmamalıdır.
Kullanım şekli :
Lezzetinin iyi oluşu nedeniyle, çocuklar bu Aspirin’i emmek veya bir miktar suda eritmek suretiyle alabilirler. Tablet alındıktan sonra bir miktar su içilmelidir.”

 

Anneme sordum, parasetamol kusturuyordu o yüzden aspirin içirirdim dedi. Sonuç olarak mutlaka doktorunuza danışınız, kendi araştırmanızı da yapınız. İlaç endüstrisi çok da güvenilir bir endüstri değil kendi gizemleriyle…

Kesilen sakal daha gür ve hızlı mı çıkar?

foto kaynağı: http://www.akkude.com/nasil-gur-biyik-cikarabilirim-gur-sakal-icin-neler-yapabilirim.html
foto kaynağı: http://www.akkude.com/nasil-gur-biyik-cikarabilirim-gur-sakal-icin-neler-yapabilirim.html

Hayır. Saç ve sakal tıraş edildiğinde veya kesildiğinde genetik ve hormonal biyolojik özellikleri değişmez. Kılların hızlı büyümesi genetiğe ve hormonlara bağlıdır – hem erkeklerde hem kadınlarda. Çocukların sakalım çıksın diye yüzlerine jilet vurmalarının bir yararı yoktur. Kısalan kılların kökü bir miktar rahatlayabilir ancak önceki uzunluğuna eriştiğinde özellikleri farklılaşmış olmayacaktır.

Tıraş edilen tüylerin daha gür çıkar gibi görünmesinin nedeni ise tıraş edildiğinde kılın ara kesitinin görünmesi, onun da kılın uç kısmına nazaran daha kalın olmasındandır. Kıl kökten alınıp sıfırdan büyüseydi, uç kısmı daha ince olduğundan daha az gür izlenimi verecekti. Benzer uzunluklara geldiklerinde iki durumda da kılın yapısı aynı olacaktı.

Daha detaylı bilgi için yerli kaynak:

http://www.evrimagaci.org/fotograf/56/1256

Ve yabancı kaynak:

http://www.beards.org/beardfaq.php

Yaprak kuyruklu kertenkelenin Ejderha Kanatları!

Çok tatlı bir doğa yaratığı paylaşımı:

dragonGecko
photoshopped gecko – fake wings

 https://www.facebook.com/boom99.7/photos/a.223454464354570.61552.222336294466387/871693572863986/?type=1&fref=nf

Peki gerçek mi?! Maalesef hayır 🙁

Oynanmamış fotoğraf: https://www.pinterest.com/pin/83598136806902020/

Bu tatlı tür üstüne ek bilgiler: http://www.arkive.org/satanic-leaf-tailed-gecko/uroplatus-phantasticus/

Şöyle farklı bir canlı varmış kanatlı, ilginç:

Draco Valon of Southeast Asia
Draco Valon of Southeast Asia

Amerika’yı Müslümanlar mı keşfetti?!

250px-Piri_Reis_map_interpretation
Piri Reis haritası (1513) ile modern harita karşılaştırımı, courtesy of http://tr.wikipedia.org/wiki/Pîrî_Reis_Haritası

Tarih, arkeoloji, antropoloji (insan-bilim) gibi alanlarda çalışan uzmanlara göre ilk insanlar Afrika’da yaşadılar, oradan farklı dönemlerde göçlerle tüm dünyaya yayıldılar. (Çok popüler olmayan bir Çinli kurama göre, ilk Çinliler Asya’da yaşadı doğrudan.) Afrika’dan Avrupa ve Asya’ya yayılmak görece kolay fakat arada okyanus olan Amerika’ya nasıl gittiler?

Bazı kuramlara göre Asyalılar, Sibirya ve Alaska üzerinden Kuzey Amerika’ya eriştiler ve oradan bütün Amerika’ya yayıldılar. Bazımız gülüp geçiyor ama ‘Kızılderililer Türk’ önermesinin kökeninde aslında bu bilimsel kuram var. Orta Asya / Sibirya’daki çadır kurma teknolojisi ile kızılderililerin çadır kurma teknolojilerinin çok benzeştiği söyleniyor.

Tarihte biraz ilerleyelim, başka bazı kuramlara göre Vikingler, Kuzey Avrupa ve belki Kuzey Kutbu üzerinden Kuzey Amerika’ya eriştiler.

Avrupa-merkezli tarih söylemine göre Kristof Kolomb, 1492’de Amerika’ya gemisiyle gitti – yani keşfetti. Gerçi kendisi orayı Hindistan sanıyordu. Avrupalıların ‘keşfettiği’ Amerika’da, o dönem farklı uygarlık aşamalarında olan farklı Kızılderili kabileleri, İnka ve Aztek Krallıkları vs zaten yaşıyordu.

1492 öncesinde Müslümanlar Amerika’ya gitmişler miydi? Belki de evet. Fakat kalıcı oldular mı veya İslam uygarlığına net geri dönüş ve aktarım yaptılar mı: hayır. Amerika’da o dönemlerden kalma İslami etkiler, kalıntılar var mı? Yok. Bugün Amerika’nın ağırlıklı dini nedir? Hıristiyanlık.

Kolomb’un hatıratında Küba’da bir tepeyi cami kubbesine benzetiyor.

Ancak 1492 yılı öncesinde, İslam Uygarlığı kendi altın çağını yaşamış ve matematik, astronomi, tıp, felsefe ve denizcilik/haritacılık alanlarında Avrupa ve Afrika’da önde gidiyordu. İberya (Portekiz ve İspanya) yarımadasında epey hüküm sürmüş İslam uygarlığı, Portekiz, İspanyol ve İtalyan mucitleri, denizcileri etkilemişti. Avrupalı denizciler, Müslüman denizcilerin tekniğinden ve haritalarından yararlanarak zamanla onların önüne geçmeyi başardılar. Muhtemelen Kolomb, Amerika’ya giderken Müslüman denizcilerin haritalarından da yararlandı.

Tüm bunlarla ilgili çok güzel iki yazı, buyrun okuyun:

http://t24.com.tr/yazarlar/akdogan-ozkan/amerikayi-kim-kesfetti,10606

http://www.birikimdergisi.com/guncel/amerikayi-muslumanlar-mi-kesfetti

Yukarıdaki resmin kaynağı: http://tr.wikipedia.org/wiki/Pîrî_Reis_Haritası

Aslanlar avlarının yavrularını evlat edinir mi?!

Zaman zaman hem ülkemizde hem yurtdışında bazı haberlerde, aslanların karşılaştıkları yavru avlara karşı sevecen ve şefkatli davrandığı, hatta onları evlatlık aldığına dair bilgiler paylaşılıyor. Peki gerçek böyle mi?!

http://www.livescience.com/34279-lioness-baby-antelope-kob.html

Buradaki bağlantıda, aslan, annesini avladıktan sonra yavru antilopu evlat edinmişcesine yansıtılan fotoğrafları Minesota Üniversitesi Aslan Araştırma Merkezi direktörü Craig Packer, şöyle yorumluyor: “Doğada kuzu her zaman yenir, aslanlar sık sık avlarıyla oynarlar ve hatta bunu yaparken çok şefkatli de görünebilirler. Ama son, gözyaşlarıyla gelir.” Konu net. Yukarıdaki haber bakın uluslararası bir medya kuruluşunca nasıl da duymak isteyeceğimiz hale getirilerek verilmiş:

Diyelim ki hakikaten aslan, yavrunun annesini avladı, karnını doyurdu. Yavru da kafasını karıştırdı ve annelik içgüdüleri devreye girdi. Yavrunun sonu yine de çok hoş olmazdı. Bir başka benzer olayda bir aslan önce kovaladığı sonra oynadığı yavruyu başka bir aslandan korumaya çalışıyor. Bazı yorumlara göre yemeğini koruyor bazılarınca ise yine annelik içgüdüsü devreye giriyor. Yavru ise büsbütün şaşkın:

Bir başka aslanlı sosyal medya vakası hem ilginç, hem Türkiye’deki bazı medya kuruluşlarının etik anlayışlarını görmek açısından moral bozucu.

Aşağıdaki bağlantılarda bir aslanın öldürdüğü avının hamile olduğunu anladıktan sonra doğmamış yavruyu şaşkınlık ve saygıyla çıkarıp köşeye, çalıların arasına koyduğu anlatılıyor.  Yalnız hemen alttaki 2 medya kuruluşuna göre, aslan bu olayların ardından yere yatıyor ve ölüyor. Halbuki devamında verdiğim bağlantılarda aslanın bir süre beslendikten ve doğmamış yavruyu kenara çalıların arasına bırakmasından sonra aslanın orada uyuduğu anlatılıyor. Takdir sizin.

http://www.ulkehaber.com/yasam/aslan-avinin-hamile-oldugunu-gorunce-bakin-ne-yapti-64784.html

http://sesliturkiyem.com/yasam/aslan-avinin-hamile-oldugunu-gorunce-bakin-ne-oldu-h3328.html

http://www.milliyet.com.tr/fotogaleri/51028–aslan-avinin-hamile-oldugunu-gorunce—/13

http://www.dailymail.co.uk/news/article-1165832/The-lioness-showed-remorse-realising-killed-pregnant-antelope.html