Yılbaşı kutlaması dini bir kutlama mı?

Ankara, Panora AVM Yılbaşı Ağacı
Ankara, Panora AVM Yılbaşı Ağacı

Tarihte ilk yeni yıl kutlamalarına Mezopotamyada İ.Ö.2000 civarında rastlanmış: Babiller Mart sonundaki ekinoks dönemini ‘Akitu’ ismiyle kutlarlarmış. Yine Ortadoğu’da eski halklar Mart ekinoks dönemini Nowruz (Nevruz) olarak kutlarlarmış. Bu yıl döngüsü kutlamasının İ.Ö. 6. yüzyıla kadar gittiği söyleniyor. 3000 yıllık tarihi olduğu söylenen Çin yeni yıl kutlaması ise ay takvimine göre olduğu için devamlı kayıyor ve genelde Ocak ile Şubat ayları arası kutlanıyor.

http://www.history.com/news/history-lists/5-ancient-new-years-celebrations

Roma İmparatorluğu İ.Ö. 45’e kadar Julyen (Julian) takvim kullanıyordu ve takvimin ilk günü 1 Ocak (January) idi. O dönemde yeni yılın ilk gününü Janus tanrısına (kapıların ve başlangıçların tanrısı) adamışlardı. Daha sonradan Gregoryen (Gregorian) takvime geçtiler. Hıristiyanlık döneminde ise yeni yılın ilk günü, İsa’nın Sünneti ve isminin veriliş günü (doğumundan 8 gün sonrası) olarak kutlandı. Anglikan ve Lutheryan Kiliseler hala böyle kutluyorlar. Roma Katolik Kilisesi ise günümüzde Meryem’in Töreni -Solemnity of Mary- olarak kutluyor. Ortodoks Kilisesi ise hala Julyen takvim kullanıyor ve bu takvimdeki 1 Ocak günü, Gregoryen takvimde 13 Ocak’a denk geliyor. Onların Noel ve yılın ilk günü kutlaması farklı bir zamana denk geliyor.

Circumcision of Christ, Menologion of Basil II, 979-984. (http://en.wikipedia.org/wiki/Feast_of_the_Circumcision_of_Christ)
Circumcision of Christ, Menologion of Basil II, 979-984. (http://en.wikipedia.org/wiki/Feast_of_the_Circumcision_of_Christ)

İslamiyetin Hicri takviminin ilk günü olan 1 Muharrem günü de takvim ay takvimi olduğu için devamlı kayıyor. Yahudiler ise ‘Rosh Hashanah’ yeni yıl kutlamasını Eylül – Ekim ayları arasına denk getiriyorlar.

Özetle geleneksel olarak din ile ilişkilendirilmiş olsa da zaman içinde dünyanın pekçok ülkesinin Gregoryen takvime geçişi ile birlikte  seküler bir kutlamaya dönüşmüş yılbaşı kutlamaları. Örnek olarak Venedik 1522’de, Rusya 1700’de, İngiltere 1752’de, Türkiye 1926’da, Tayland 1941’de 1 Ocak gününü yılbaşı olarak tanımış.

http://en.wikipedia.org/wiki/New_Year%27s_Day

Yaprak kuyruklu kertenkelenin Ejderha Kanatları!

Çok tatlı bir doğa yaratığı paylaşımı:

dragonGecko
photoshopped gecko – fake wings

 https://www.facebook.com/boom99.7/photos/a.223454464354570.61552.222336294466387/871693572863986/?type=1&fref=nf

Peki gerçek mi?! Maalesef hayır 🙁

Oynanmamış fotoğraf: https://www.pinterest.com/pin/83598136806902020/

Bu tatlı tür üstüne ek bilgiler: http://www.arkive.org/satanic-leaf-tailed-gecko/uroplatus-phantasticus/

Şöyle farklı bir canlı varmış kanatlı, ilginç:

Draco Valon of Southeast Asia
Draco Valon of Southeast Asia

Facebook duvarında hukuki gibi duran metin yayınlamak

PrivacyIWantedTo
picture courtesy of http://allfacebook.com/privacy-hoax-memes_b105454

2-3 yılda bir Facebook yönetiminin Kullanıcı Sözleşmesinde birşeyler değiştireceğine dair panik haberler yayınlanıyor ve bir kısmımız hemen Facebook duvarına konuyla ilgili gibi duran nerden türediği belirsiz hukuki görünümlü bir metin yayınlıyor. Peki bu metin faydalı ve gerçekten hukuki bir metin mi?

Konuyu daha önceden araştıran şu siteye göre metin trol amaçlı bir metin ve Berner konvansiyonu diye bir şey yok (Bern Konvansiyonu var ama o da sanat ve edebiyat ile ilgili):

http://yalansavar.org/2012/11/26/facebooktan-korunmak/

Konu üzerine benzer sonuçlu bir yabancı yazı da aynı fikirde:

 http://pogue.blogs.nytimes.com/2012/11/26/you-can-stop-spreading-that-facebook-notice-now/?_r=0

Komiklik sitesi zaytung da konu hakkında komik bir yalan-haber yapmış:

http://zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=197372

Velhasıl, Facebook’a üye olurken onaylamak durumunda olduğunuz sözleşme Facebook sitesinde yer alıyor. Sonradan Facebook evrensel hukuka aykırı olabilecek şekilde tek taraflı olarak bu sözleşmeyi değiştirirse haksız duruma düşebilir evrensel mahkemeler önünde. Ancak kökeni belirsiz hukuki metinleri kendi duvarımızda paylaşmak da bizi kurtarmıyor.

Bir başka metin ise, ”PORNO SİTELERİNDE DAHİ RESMİNİZİN PAYLAŞILMASI SERBEST KILINDI
ALMANIZ GEREKEN TEDBİRE GELİNCE;
Facebook Cuma (bugün) gününden itibaren tüm özel resimlerimizi reklam kuruluşları ile yayınlama hakkına sahip olacak!
” şeklinde başlıyor:

https://tr-tr.facebook.com/bedirhangokcesayfasi/photos/a.174186989277095.43654.174177279278066/504749572887500/

Bu da gerçeklerden biraz uzak bir iddia. Burada önerilen yöntemleri yaparsanız kendinize ait bilgileri daha az miktarda reklam sitelerine ve başka uygulamalara vermiş oluyorsunuz ancak aslında o uygulamaları onaylayıp hesabınıza kurmak başta zaten sizin denetiminizde olan bir şey. Her halukarda üşenmeyip Facebook’un Hesap Ayarlarındaki gizlilik ve reklam ile ilgili kısımları bir okuyup tercih ettiğiniz ayarları yapmanız faydalı olur.

Yukarıdaki resmin alındığı site:

http://allfacebook.com/privacy-hoax-memes_b105454

Amerika’yı Müslümanlar mı keşfetti?!

250px-Piri_Reis_map_interpretation
Piri Reis haritası (1513) ile modern harita karşılaştırımı, courtesy of http://tr.wikipedia.org/wiki/Pîrî_Reis_Haritası

Tarih, arkeoloji, antropoloji (insan-bilim) gibi alanlarda çalışan uzmanlara göre ilk insanlar Afrika’da yaşadılar, oradan farklı dönemlerde göçlerle tüm dünyaya yayıldılar. (Çok popüler olmayan bir Çinli kurama göre, ilk Çinliler Asya’da yaşadı doğrudan.) Afrika’dan Avrupa ve Asya’ya yayılmak görece kolay fakat arada okyanus olan Amerika’ya nasıl gittiler?

Bazı kuramlara göre Asyalılar, Sibirya ve Alaska üzerinden Kuzey Amerika’ya eriştiler ve oradan bütün Amerika’ya yayıldılar. Bazımız gülüp geçiyor ama ‘Kızılderililer Türk’ önermesinin kökeninde aslında bu bilimsel kuram var. Orta Asya / Sibirya’daki çadır kurma teknolojisi ile kızılderililerin çadır kurma teknolojilerinin çok benzeştiği söyleniyor.

Tarihte biraz ilerleyelim, başka bazı kuramlara göre Vikingler, Kuzey Avrupa ve belki Kuzey Kutbu üzerinden Kuzey Amerika’ya eriştiler.

Avrupa-merkezli tarih söylemine göre Kristof Kolomb, 1492’de Amerika’ya gemisiyle gitti – yani keşfetti. Gerçi kendisi orayı Hindistan sanıyordu. Avrupalıların ‘keşfettiği’ Amerika’da, o dönem farklı uygarlık aşamalarında olan farklı Kızılderili kabileleri, İnka ve Aztek Krallıkları vs zaten yaşıyordu.

1492 öncesinde Müslümanlar Amerika’ya gitmişler miydi? Belki de evet. Fakat kalıcı oldular mı veya İslam uygarlığına net geri dönüş ve aktarım yaptılar mı: hayır. Amerika’da o dönemlerden kalma İslami etkiler, kalıntılar var mı? Yok. Bugün Amerika’nın ağırlıklı dini nedir? Hıristiyanlık.

Kolomb’un hatıratında Küba’da bir tepeyi cami kubbesine benzetiyor.

Ancak 1492 yılı öncesinde, İslam Uygarlığı kendi altın çağını yaşamış ve matematik, astronomi, tıp, felsefe ve denizcilik/haritacılık alanlarında Avrupa ve Afrika’da önde gidiyordu. İberya (Portekiz ve İspanya) yarımadasında epey hüküm sürmüş İslam uygarlığı, Portekiz, İspanyol ve İtalyan mucitleri, denizcileri etkilemişti. Avrupalı denizciler, Müslüman denizcilerin tekniğinden ve haritalarından yararlanarak zamanla onların önüne geçmeyi başardılar. Muhtemelen Kolomb, Amerika’ya giderken Müslüman denizcilerin haritalarından da yararlandı.

Tüm bunlarla ilgili çok güzel iki yazı, buyrun okuyun:

http://t24.com.tr/yazarlar/akdogan-ozkan/amerikayi-kim-kesfetti,10606

http://www.birikimdergisi.com/guncel/amerikayi-muslumanlar-mi-kesfetti

Yukarıdaki resmin kaynağı: http://tr.wikipedia.org/wiki/Pîrî_Reis_Haritası

Aslanlar avlarının yavrularını evlat edinir mi?!

Zaman zaman hem ülkemizde hem yurtdışında bazı haberlerde, aslanların karşılaştıkları yavru avlara karşı sevecen ve şefkatli davrandığı, hatta onları evlatlık aldığına dair bilgiler paylaşılıyor. Peki gerçek böyle mi?!

http://www.livescience.com/34279-lioness-baby-antelope-kob.html

Buradaki bağlantıda, aslan, annesini avladıktan sonra yavru antilopu evlat edinmişcesine yansıtılan fotoğrafları Minesota Üniversitesi Aslan Araştırma Merkezi direktörü Craig Packer, şöyle yorumluyor: “Doğada kuzu her zaman yenir, aslanlar sık sık avlarıyla oynarlar ve hatta bunu yaparken çok şefkatli de görünebilirler. Ama son, gözyaşlarıyla gelir.” Konu net. Yukarıdaki haber bakın uluslararası bir medya kuruluşunca nasıl da duymak isteyeceğimiz hale getirilerek verilmiş:

Diyelim ki hakikaten aslan, yavrunun annesini avladı, karnını doyurdu. Yavru da kafasını karıştırdı ve annelik içgüdüleri devreye girdi. Yavrunun sonu yine de çok hoş olmazdı. Bir başka benzer olayda bir aslan önce kovaladığı sonra oynadığı yavruyu başka bir aslandan korumaya çalışıyor. Bazı yorumlara göre yemeğini koruyor bazılarınca ise yine annelik içgüdüsü devreye giriyor. Yavru ise büsbütün şaşkın:

Bir başka aslanlı sosyal medya vakası hem ilginç, hem Türkiye’deki bazı medya kuruluşlarının etik anlayışlarını görmek açısından moral bozucu.

Aşağıdaki bağlantılarda bir aslanın öldürdüğü avının hamile olduğunu anladıktan sonra doğmamış yavruyu şaşkınlık ve saygıyla çıkarıp köşeye, çalıların arasına koyduğu anlatılıyor.  Yalnız hemen alttaki 2 medya kuruluşuna göre, aslan bu olayların ardından yere yatıyor ve ölüyor. Halbuki devamında verdiğim bağlantılarda aslanın bir süre beslendikten ve doğmamış yavruyu kenara çalıların arasına bırakmasından sonra aslanın orada uyuduğu anlatılıyor. Takdir sizin.

http://www.ulkehaber.com/yasam/aslan-avinin-hamile-oldugunu-gorunce-bakin-ne-yapti-64784.html

http://sesliturkiyem.com/yasam/aslan-avinin-hamile-oldugunu-gorunce-bakin-ne-oldu-h3328.html

http://www.milliyet.com.tr/fotogaleri/51028–aslan-avinin-hamile-oldugunu-gorunce—/13

http://www.dailymail.co.uk/news/article-1165832/The-lioness-showed-remorse-realising-killed-pregnant-antelope.html

TC Polisi, Ankara Üniversitesini Tekbir ve Rabia işareti yaparak mı bastı?

Maalesef bu haber-görsele ben kendim de kandım. Ancak neyseki gerçeği, kısa vadeli çıkarlarına kurban etmeyen dürüst insanlarımız da var. Yorumsuz bir şekilde sözkonusu incelemeye yönlendiriyorum. Özetle polisin yaptığı işaretlerin siyasal değil (büyük ihtimalle) mesleki işaretler olduğu anlatılıyor. Hakikat hepimiz için gerekli…

http://bianet.org/biamag/toplum/159072-sosyal-medyada-kesinbilgi-nin-pesine-dusmek

yazıdan alıntı: ”Hem, gerçeği bilenin ve iliğinde hissedenin, yanlış bilgiye neden ihtiyacı olsun ki? 

‘Son çocuk bükücü’ Davutoğlu

IŞİD’in elinden Türkiyeli diplomatik görevliler kurtarıldıktan sonra, başbakan Davutoğlu’nun çocukları seviş tarzı sosyal medyada epey ses getirdi. Özellikle bir foto vardı ki uyanık olanlarımızın hemen aklına fotomontaj kuşkusunu düşürdü. Çok araştırdık ancak foto gerçekmiş! Evde siz yine de denemeyiniz.

davutogluVeCocukKare
DHA fotomuhabiri Ümit Kozan’ın fotosu

http://sozcu.com.tr/2014/gundem/bu-fotograf-olay-yaratti-605750/

 

İnönü’nün saptırılan hatıratı

Maalesef bazı kişiler bilerek isteyerek ortalığa yalan ve yanlış bilgiler yayıyorlar. Sosyal medyada ve internette aşağıdaki paylaşım epey yayılmış durumda. (Yalan olduğu bilgisi olmadan…)

İnönü'ye atfedilen yalan yanlış alıntı
İnönü’ye atfedilen yalan yanlış alıntı

Ufak bir araştırma İnönü’ye kendi Hatıralar kitabından atfedilen bu alıntının yalan ve yanlış olduğunu gösterdi. (Kitabın 1985 yılı basımı iki cilt, 2006 basımı ise tek cilt.) İşte kanıtlar:

İnönü Hatıralar Kapak
İnönü Hatıralar Kapak
İnönü Hatıralar s223
İnönü Hatıralar s223

İsmet İnönü, Hatıralar, Bilgi Yayınevi, kitabındaki Harf İnkılabı ilgili kısmı (alıntılandığı iddia edilen s223 dahil), İnönü Vakfının izniyle aşağıda olduğu gibi veriyorum:

[s221]

Harf İnkılabı (1928)

Harf inkılabı 1928’de ilan olundu. Atatürk, bir iki seneden beri bunu düşünüyordu.Vakit vakit bana açmıştı. Ben önce buna mukavemet ettim. Başından beri benim söylediğim “Enver Paşa harp ilan edilmeden böyle bir şeye teşebbüs etmişti.; sonra muharebenin ilanı üzerine kaldırıldı. Tekrar eski hale döndük. Yine öyle olacak” Çünkü bu tecrübeyi yakından biliyordum. Enver Paşa yeni yazı şeklini emir olarak genelkurmaya verdiği zaman ben oradaydım. Yine o zaman da itiraz ettim. Bunu çıkaramazsınız dedim. Nasıl yazıp, nasıl okuyacaklarını soruyordum. Onlar da yapacağız edeceğiz diyorlardı.

Ben 1. Şube Müdürü idim. Hafız Hakkı, Erkan-ı Harbiye İkinci Reisi. Vazife için yanına giderim. İmzaya götürdüğüm evrak, hep yeni imla ile yazılmış. Kağıtları önüne koyar, anlatırım. Hafız Hakkı kağıtları okumaz, bana bakar: “Canım sen anlat bunun içinde ne var” der. Çünkü kendisi okuyamıyor. Bunun üzerine ben anlatırım. Bir gün bana, “Getireceğin yazıları, benim bildiğim yazı ile ayrıca yazdır da getir.” Dedi.

İstediği, bir evrakı iki ayrı yazı ile yazdıracağım, birini kolayca okuyup anlayacak; ötekini de anlamış gibi imza edecek. İtiraz ettim:

“Yapamam dedim. Ben size başında söyledim. Yapamayacaksınız, diye ikaz ettim. Şimdi ben sizin istediğinizi yapacağım ve bana da maiyetimde bulunanlar iki ayrı yazıyla evrak getirecekler. Böyle şey olmaz.”

Şimdi, ben bu macerayı biliyorum. Harf İnkılabı ilan edilmeden iki sene evvel Atatürk’e söyledim.

“Bu kolay bir iş değildir. Sen, harp zamanı karargahta çalıştın mı?” dedim.

“Hayır,” dedi.

“Ben bilirim, dedim. Bunu tecrübe ettim. Bütün devlet muamelatı, her şey bozulacak. Herkes iki yazı kullanacak. Kabul edildi diye kendisini mecbur hissederek yeni harfleri kullanacak, bir de asıl işidir, kıymetli işidir diye eski harfleri kullanacak. Başa çıkamayız. İyi düşün.”

Atatürk’e bunları söyledim ve benim ikazım cesaretini kırdı. Harf inkılabını iki sene sürükledi. Resmi beyanlarında, grupta, partide, yaptığı konuşmalarda, yeni harfleri düşünüyoruz, diyordu. Fakat, başlayamıyordu. Nihayet harf inkılabını emrivaki halinde ilan etmeden önce kendisine şöyle dedim:

“Bunu istiyorsunuz, yapacaksınız. Fakat, tatbik etmeyeceksiniz.”

“Kim?” dedi.

[s221]

[s222]

“Siz,” dedim. “Başta siz olmak üzere hiçbiriniz tatbik etmeyeceksiniz. Büyük bir inkılap hareketi yapacağız. Bir inkılap yapıldığı zaman, bunu tatbik etme mevkiinde bulunanların kararlarındaki inanç, ciddiyet, sebat hakkında hiçbir şüphe olmamalı. Evvela biz, bunun birinci derecede tatbikçisi olmalıyız. Riayet etmeliyiz.”

Atatürk, söz verdi:

“Tatbik edeceğiz, ben başta olmak üzere hepimiz tatbik edeceğiz.” Dedi.

Harf inkılabı oldu. Herkes bilir ki ondan sonra, ben eski yazıyı kullanmış değilim. Harf inkılabı çıktıktan sonra, şimdiye kadar eski yazıyla yazmış olduğum 20 satırı bulmaz. Yapmadım yapamadım. Akıllık ettim. Çünkü ilk sıkıntıya katlanmayanlar, ömürlerinin sonuna kadar yeni yazıyı kullanamadılar. Yeni yazıya alışmak için birkaç ay, her ne kadar ise kabiliyetine göre sıkıntı çekip onun içine kapanmak lazımdı. Onu kullanmakta ısrar etmek lazımdı. Cemiyete bunu yaptırmak için almadığım tedbir, katlanmadığım eziyet ve vermediğim eziyet, güçlük kalmamıştır.

Ben vekillerin, mebusların, memurların, herkesin cep defterini muayene eder ve eski yazı ile notlarını gördüğüm zaman mesul tutardım. Ben Başvekilim. Bir gün Genelkurmaya gittim. Bana resmi iki kağıt getirdiler. İmza etmem lazımmış. Fakat biri eski yazı ile yazılmış. Bunu okuyup anlayacağım ve sonra yeni yazıyla yazılmış olanını imzalayacağım.

Nedir bu, diye sordum. Mareşal öyle söylemiş. Ona evrakı hep bu tarzda götürüyorlarmış. Tıpkı Hafız Hakkı’nın benden istediği gibi. Karşımdaki subaya,

“Yeni yazıyı kullanmıyorsunuz. Bu devletin kanunu değil mi? Siz devletin kanununu tanımaz mısınız?” dedim. Çocuk ölecekti pancar gibi oldu.

Yeni harfleri öğrenmek için mektepler açıldı. Atatürk. her yeri dolaştı. Tahmin olunmaz bir şahsi gayret göstererek yeni harfleri memlekete mal etmeye çalıştı. Ama yaşlı bir adamın alıştığı harfleri bırakıp yeni harfleri öğrenmesi kolay olmuyor. Bu gibi kimselere bunu öğrenin demek de güç bir şey. Bunca zaman önce, çocuklukta öğrendiğim ilk harflerin şurası burası benzemez, yine de söker, okurum. Sonradan öğrenilen bir harfle bunu sökmeye imkan yoktur. Hiç eski yazı bilmeyen insanların yazılarını ben okuyamıyorum. Halbuki eski yazılardan okuyamayacağım yazı yoktur. En aciz adamın en karışık yazdığını mutlaka söker, çıkarırdım.

Bütün bu anlattığım güçlükleri düşünerek, bilhassa yetişmiş insanların yazı ile münasebetlerinin bozulacağından ve cemiyette kültür hayatının kötürüm olacağından endişeliydim. İki harf kullanacağız ve yeni yazıyla tek harfli bir cemiyet hayatına geçiş için son derece uzun bir intikal devri olacak. Bu endişeyi duyuyordum, “Yapamazsınız; siz yapmayacaksınız, başkası hiç yapmaz” derken, bana işin aslından gelen bir endişe havası hakimdi.

[s222]

[s223]

Esas olarak harf inkılabının taraftarıyım. Başlangıçta gönderdiğim mukavemet, anlattığım sebeplere dayanıyordu ve Atatürk benim bu mukavemetimi samimi olarak karşılıyordu. Kendisi; bir emrivaki yaparak bu inkılabı kabul ettiririm, İsmet Paşa’nın söylediği doğru ben de uyarım, hep beraber çalışmalıyız, çalışırız, olur biter diye düşünüyordu. Onda böyle samimi bir kanaat vardı.

Bugünlere ait bir olayı hatırlarım. Atatürk, yanında bazı kimseler olduğu halde, bir yerde çalışıyor. Önünde eski yazıyla yazılmış birçok kağıt var. Akşamüzeri ben kendisini görmeye gittim. İsmet Paşa geliyor, diye haber verirler. Hepsi telaşa düşer. Masanın üzerindeki kağıtları kaldırırlar.

Sözünde duruyor. Fakat acele bir iş yapılacağı zaman ve onun istediği vesika veya notu herkes kolayına geldiği gibi eski yazıyla verince ne olacak? Tabii çaresiz bir vaziyet.

Bu son zamanlarda bile, koalisyon hükümeti olarak çalışırken, bakarım yanımda oturan Alican defterini çıkarır, eski yazıyla yazar. İçimden, şartlar müsait olsa ben sana gösteririm, derim. Bırakalım bunu, kendi partimizin adamına bir şey yapamaz hale geldim. Şimdi serbest….. Herkesin cep defterine ne karışırsın, oldu….

Harf inkılabı bir okuma yazma kolaylığına bağlanamaz. Okuma yazma kolaylığı Enver Paşa’yı tahrik eden sebeptir. Ama, harf inkılabının bizde tesiri ve büyük faydası, kültür değişmesini kolaylaştırmasıdır. İster istemez Arap kültüründen koptuk. Arap kültürünün ve Arap dilinin tesiri hakkında, yeni nesiller bizim kadar fikir edinemezler. Bir misal olarak söylemek isterim: Benim çocukluğumda kültür sahibi adamlar, Türk dilinin kifayetsizliğinden, eksikliğinden meyus olarak bahsederlerdi ve bunun için cemiyet içinde hem Türk diye bir millet olarak Araptan ayrılığı kaldırmalıydık., hem de sağlam bir dile kavuşmak maksadıyla Arapça’yı kabul etmeliydik, derlerdi. Yani vaktiyle devleti kurarken ve Türk dilini yaparken Arap dilini kabul etmek doğru olacaktı, görüşünü hararetle savunurlardı.

Anadolu’da ilk Türk devletini kuranların hepsi Türk beyi olarak devlet başına geçmişler ve milli hususiyetlerini muhafaza etmişlerdir. Sonra Osmanlılar devrinde, edebiyat vesilesiyle dil ihtiyacı genişledikçe sanatı Arap dili üzerinde işlemek hevesi milli kültürü zayıflatmıştır. Bizim devrimizde Latin harflerine geçmek Türk dilini ve milli kültürünü kurtarmak için esaslı bir etken olmuştur.

Şimdi bütün sapmalara rağmen, yazıyı yeni harflerle öğrenmiş olanlar eski harflere dönemezler. Kuran kursuna gidenler için de böyledir.

[s223]

[s224]

Harf inkılabını burada bağlayacağım. İnkılap ilan edildiği zaman herkes iki ayrı yazı ile başladı. Hükümet başında bulunduğum için gayet sıkı ve ciddi takip ederek devlet dairelerinden eski yazının kalkmasına çalıştım. Ne kadar sürdü, şimdi söyleyemeyeceğim, fakat asgari bir müddet zarfında resmi dairelerden eski yazı kalktı. Devlet memurları içinde eski yazıyı müsvedde olarak kullanmakta devam edenler, bu yazıyı bilmeyen insanlar memur olup işbaşına geldikçe, tabiatıyla seyrekleşti.

Harf inkılabı, kadınların cemiyete girmesi ve erkeklerle eşit hale gelmesi, ancak zamanla yerleşecek inkılaplardır. Bunu bilerek inkılapları değerlendirmek lazımdır.

[s224]

İnönü Hatıralar Cilt 2 Bilgi Yayınevi, Hazırlayan: Sabahattin Selek

www.ismetinonu.org.tr

Eski Deyişlerin Eski ve Yeni Halleri

Başımıza gelmiştir, bir deyişi, atasözünü kulaktan dolma kullanırız, çevremiz de öyle kullanır, ama sonra öğreniriz ki özgün hali biraz farklıdır. Burdaki ( www.facebook.com/TurkiyeNoktaNet/photos/a.130110753856800.1073741826.129370043930871/267937113407496/?type=1 ) kaynakta aşağıdaki iddialar var. Aslında dil yaşayan bir şey, ve zamanla değişebilir bu deyişler. Zaten aşağıdaki deyişlerin bir kısmı TDK sözlüğe göre yeni haliyle doğru. Ama orijinal eski hallerini bilmek de ilginç:

1. “Güzele bakmak sevaptır” değil, “Güzel bakmak sevaptır”

2. “Azimle sıçan duvarı deler” değil, “Azimli sıçan duvarı deler”

3. “Göz var nizam var” değil, “Göz var izan var” (izan: anlayış, anlama yeteneği. nizam: düzen, kural)

4. “Eşek hoşaftan ne anlar” değil, “Eşek hoş laftan ne anlar”

5. “Aptala malum olurmuş” değil, “Abdala malum olurmuş” (abdal: derviş)

6. “Kısa kes aydın havası olsun” değil, “Kısa kes aydın abası olsun” (aba bir giydidir ve Aydın efesinin abası kısa ve dizleri açıktır.)

7. “Su uyur düşman uyumaz” değil, “Sü uyur düşman uyumaz” (sü: asker)

8. “Saatler olsun” değil, “Sıhhatler olsun” (sıhhat: sağlık)

9. “Su küçüğün söz büyüğün” değil, “Sus küçüğün söz büyüğün”

10. “Elinin körü” değil, “ölünün kûru” (kûr: mezar, gömüt)

11. “Sıfırı tüketmek” değil, “zafiri tüketmek” (zafir: soluk)

12. “Eni konu” değil, “önü sonu”

Bir iki tane de ben ekleyeyim:

“Eski camlar bardak oldu” değil, “Eski çamlar bardak oldu” (Bardak, eski Türkçede odundan yapılan su kabına verilen isim.)

“gördün mü anyayı konyayı” değil, “gördün mü Hanyayı Konyayı” veya bir iddiaya göre daha da eskiye giderek “gördün mü Hanyayı Kandiyeyi” (Hanya ve Kandiye, Girit’in önemli bu iki kenti bir zamanlar Osmanlı Devleti’nin elindeydi.)

Bir de şu var: “Bundan iyisi Şamda kayısı” Bu doğrusuydu. Leman mizah çizerlerinin esprisi ile “Bundan iyisi Şamdak ayısı” ileri sürüldü ama bu bir şakaydı.

Van Gevaş’daki Halime Hatun Kümbeti (Selçuklu) ve Yurt Binası (TOKİ?)

Sosyal medyada aşağıdaki sunu epey paylaşıldı, bir yanımız güldü bir yanımız ağladı. Sosyal medyadan dili yananlar önce acaba fotoşop olabilir mi diye bir durdular. Hatta keşke fotoşop olaydı. Maalesef, fotolar gerçek. 700 yıllık Selçuklu dönemi Halime Hatun Kümbetinin (1335) dibine lise yurt binası kondurulmuş. Ancak iddiaların aksine, TOKİ açıklama yayınlamış, yurt binasını TOKİ yapmamış. Ancak öyle görünüyor ki liseyi 2007 yılında TOKi yapmış. Kümbet bir tür eski anıt mezar. Kümbetin olduğu yer de eski Selçuklu mezarlığı.

 

”TOKİ arazisine kümbet yaptıran Selçukluları kınıyorum”

HalimeHatunKumbet1

HalimeHatunKumbet2

Yukarıdaki fotolar şu linkten: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27028611.asp

HalimeHatunKumbet3

%d blogcu bunu beğendi: